Dil Felci

Category: Dil Felci
Date published: Mart 18th, 2008

DİL FELCİ
Sinir sistemindeki bir bozukluktan dolayı, dil gücünün kaybolmasıdır. Doktor tarafından tedavi edilmesi gerekir


Sara Nöbeti

Category: Sara Nöbeti
Date published: Mart 18th, 2008

SARA (EPILEPSI) NÖBETiN’DE ILK YARDIM

Hemen hepimiz sokak ve caddelerde, kalabalık ortamlarda veya iş yerlerimizde aniden yere düsen, vücudunda yaygin kasılma ve titremeler gözlenen, ağzından tükürük benzeRi köpüklü salgilar çikaran kisiler görmüsüzdür. Böyle kişilerin etrafinda biriken insanlarin konusmalarindan anladigimiz kadariyla, ortada sara nöbeti geçiren birisi vardir. Gerçekte sara dedigimiz rahatsizlik, tip diliyle epilepsi adi verilen beyindeki sinir hücrelerinden bir bölümününm digerleri ile koordineli olarak çalismayarak kendiliklerinden bir takim uyarilar üretmeleri sonucu olusan bir sinir sistemi hastaligidir. Epilepsi nöbetleri esnasinda, merkezi sinir sistemindeki koordinasyon bozuklugu nedeniyle bir takim organlar istemsiz olarak fonksiyon gösterirler. Kol vebacaklarda kasilmalar, çene kaslarinda kasilma gelisebilir. Buna bagli olarak kisi dilini isirabilir, solunuma yardimci kaslardaki kasilmalar soluk alma vermede düzensizlik yaratir, idrar tutmayi saglayan kaslarda gevseme olustugu için idrar kaçırma gözükür. Bilinç kaybolur ve buna bagli olarak her türlü bilinçli algi kapanir. Bu durumdaki bir kişinin karşı karşıya olduğu en büyük tehlike, hava yolunda gelişebilecek bir tikanma yüzünden solunum durması ve kasilmalar sirsindaki istemsiz kas hareketleri yüzünden vücuttaki hareketli organlarda yaralanmalar meydana gelmesidir.

Nöbet geçiren kisiyi bu tehlikelerden korumak için;

1- Hava yolunu, basi alindan geriye bastirarak açik tutmak,

2- Eğer çene kaslarındaki kasilma yüzünden çenesi kilitlenip kapanmadiysa agiz çene içine sert olmayan bir cisim sokmak, (rulo haline getirilmis kumas havlu gibi)

3- Başını yere çarpmasını engellemek için diger el ile sabit tutmaya çalismak,

 4- Etraftaki kesici delici cisimleri uzaklastirarak kol ve bacaklarini yaralamasini önlemek gereklidir.

 Epilepsi nöbeti basladigi gibi kendiliginden sonlanir. Nöbet sonrasi kisi gevsemis ve bilinci bulanik halde olur. Bazi durumlarda uykuya bile kalbilir. Nöbet bittikten sonra kisiyi en yakin saglik kurumuna götürmek veya 112’ yi arayarak saglik ekibinin olay yerine gelmesini saglamak dogru bir davranistir. Bu tür olaylarda, etrafta toplanan insanlarin nöbet geçiren kisinin agzina kasik, anahtarlik, tahta cisimler sokmaya çalismasi, sogan koklatmasi, kisiyi suyla islatmasi, kol ve bacaklarina bastirarak kasilmalari önlemeye çalismasi sik karsilasilan ama hiçbir faydasi olmayan hatali davranislardir. Bu tür yaklasimlari engellemek bile nöbet geçiren kisiye daha fazla yarar saglayacaktir.

KALP KRIZI’NDE ILK YARDIM Kalp krizi geçiren bir kisiyle karsilasmak, ilkyardim hakkinda bilgisi olmayan herkes için sarsici bir deneyimdir. Öncelikle kisinin kalp krizi geçirdigine ikna olmak, bu nedenle en sik karsilasilan belirtileri ayirtetmek gerekir. Kisinin soguk, soluk ve nemli bir cildi varsa, bilinci kapali ise, siddetli gögüs, sirt veya omuz agrisindan sikayet ediyor ise, kaygili ve sikintili bir ruh halinde ise, tansiyonu düstügü için ayakta durmakta güçlük çekiyorsa, solunumu düzensizlesmis ve siklasmis, nabzi hizlanmis ise kalp krizinden süphe edilmelidir. Bu durumdaki bir kisiye yaklasim, olay yerine derhal bir saglik ekibi çagrilmasi ile beraber yürütülmelidir. Ilk olarak kisiyi sakinlestirmek, hareket etmesine izin verilmeden bulundugu yerde yatar pozisyona getirmek, kravat, dügme, kemer, fular gibi aksesuarlari gevsetmek veya çikarmak, temiz hava almasini saglamak için etraftaki olasi kalbaligi dagitmak iç mekanda ise pencere kapi açmak, hiçbirsey yemesine ve içmesine izin vermemek, eger varsa daha önceden kullandigi veya yaninda tasidigi ilaçlari disinda hiçbir ilaç vermemek gerekir. Kriz geçiren kisinin saglik ekibinin ulasmasi mümkün olmayan bir yerde bulunmasi halinde, kisi ayni pozisyonda derhal en yakin saglik kurumuna tasinmalidir. Kesinlikle yürütülmemelidir. Kapl krizi; geçiren kisi için hayati tehlike arzeden ciddi bir durumdur. Böyle bir durumda gerekli egitimi almamis insanlarin ilkyardim uygulamalarindan olan suni solunum ve kalp msajini uygulamalari son derece yanlistir. Kisinin solunum ve dolasimini dogru bir sekilde degerlendirip gerekli uygulamayi yapmak, özel bilgi ve beceri gerektirir. Bu yüzden ilkyardim egitimi almamis kisilerin olaya müdehaleye yaklasimlari buradaki bilgilerle sinirli kalmalidir.


Sara-Epilepsi

Category: Sara-Epilepsi
Date published: Mart 18th, 2008

Sara-Epilepsi 

Beyinde kısa süreli dikkat veya bilinç ka­yıplarına yol açan ve zaman zaman nöbet­ler şeklinde beliren davranışlara epilepsi veya sara denir. Beyinde dejeneratif ve­ya şekil bozuklukları, tümörler, metabolik bozukluklar, beyin elektrosu denilen gra­fiklerde (EEG) elektrik boşalmaları şeklin­de görülür ve hastada epilepsi krizleri şek­linde yansırlar. Sebep bulunamadığı zaman hastalık idiopatik epilepsi diye isimlendiri­lir. Kısa süren bilinç kayıplarına, küçük nöbet anlamında petit mal denir. Jackson epilepsisi denen sara nöbetinde ise genellikle bilinç kaybı olmaz, fakat bazı kas gruplarında kasılmalar görülür. Hasta yü­rürken sendeler, bir yöne döner, yüzünde anlamsız bir ifade belirir, parmaklarından başlayıp kola doğru ilerleyen titremeler olur. Uzun süren, konvülsiyon ve kasılma­larla seyreden, hastayı yere düşüren bi­line kayıplarında ise grand mal’den söz edilir. Birbirini izleyen krizler devamlı ola­rak gelirse bu durum status epilepticus odını alır ki ölüme yol açabilir.

Hastaların hemen yarısında nöbetten önce aura denilen kişiye özgü bir kriz öncesi duygu vardır. Bunlar herhangi bir yerde ağrı, kulak çınlaması, koku alma, hayal görme veya titreme biçiminde belirirler. Daha sonra bilinç kaybı ile beraber hasta yere düşer. Bütün vücudu kasılan saralı­nın solunumu durur, rengi önce solar, sonra morarır. Tonik kasılma denen bu devre yarım dakika sonra geçer, klonik kasılma denilen ihtilaçlar başlar. Kol ve bacaklar ritmik şekilde kasılıp gevşer.

Bu konvülsiyanlar esnasında hasta idrarını kaçırıp altını kirletebilir ve dilini ısırabilir. Kasılma­lar gittikçe azalır ve hasta derin derin soluyarak bilincinin geri döndüğü ana kadar sakin bir şekilde yatar. Kendine geldiğinde işinin başına dönebilir. Kriz esnasında âtüm enderdir, ancak düşme sonucu ağır yaralanmalar olabilir. Bu nedenle saralı tamseter araba kullanmamalı, kısa da ol­sa bilinç kaybının tehlike yaratabileceği bilinmelidir.


Sara-Epilepsi

Category: Sara-Epilepsi
Date published: Mart 18th, 2008

Beyinde kısa süreli dikkat veya bilinç ka­yıplarına yol açan ve zaman zaman nöbet­ler şeklinde beliren davranışlara epilepsi veya sara denir. Beyinde dejeneratif ve­ya şekil bozuklukları, tümörler, metabolik bozukluklar, beyin elektrosu denilen gra­fiklerde (EEG) elektrik boşalmaları şeklin­de görülür ve hastada epilepsi krizleri şek­linde yansırlar. Sebep bulunamadığı zaman hastalık idiopatik epilepsi diye isimlendiri­lir. Kısa süren bilinç kayıplarına, küçük nöbet anlamında petit mal denir. Jackson epilepsisi denen sara nöbetinde ise genellikle bilinç kaybı olmaz, fakat bazı kas gruplarında kasılmalar görülür. Hasta yü­rürken sendeler, bir yöne döner, yüzünde anlamsız bir ifade belirir, parmaklarından başlayıp kola doğru ilerleyen titremeler olur. Uzun süren, konvülsiyon ve kasılma­larla seyreden, hastayı yere düşüren bi­line kayıplarında ise grand mal’den söz edilir. Birbirini izleyen krizler devamlı ola­rak gelirse bu durum status epilepticus odını alır ki ölüme yol açabilir.

Hastaların hemen yarısında nöbetten önce aura denilen kişiye özgü bir kriz öncesi duygu vardır. Bunlar herhangi bir yerde ağrı, kulak çınlaması, koku alma, hayal görme veya titreme biçiminde belirirler. Daha sonra bilinç kaybı ile beraber hasta yere düşer. Bütün vücudu kasılan saralı­nın solunumu durur, rengi önce solar, sonra morarır. Tonik kasılma denen bu devre yarım dakika sonra geçer, klonik kasılma denilen ihtilaçlar başlar. Kol ve bacaklar ritmik şekilde kasılıp gevşer.

Bu konvülsiyanlar esnasında hasta idrarını kaçırıp altını kirletebilir ve dilini ısırabilir. Kasılma­lar gittikçe azalır ve hasta derin derin soluyarak bilincinin geri döndüğü ana kadar sakin bir şekilde yatar. Kendine geldiğinde işinin başına dönebilir. Kriz esnasında âtüm enderdir, ancak düşme sonucu ağır yaralanmalar olabilir. Bu nedenle saralı tamseter araba kullanmamalı, kısa da ol­sa bilinç kaybının tehlike yaratabileceği bilinmelidir.


Migren

Category: Migren
Date published: Mart 17th, 2008

Başağrısı toplumun büyük kesiminde görülebilen ve insanların büyük çoğunluğunun hayatlarının değişik dönemlerinde karşılaştığı ve çare aradığı bir problemdir. Başağrılı insanları en çok endişelendiren şey bu ağrıya sebep olabilecek faktörler ve özellikle beyin tümörü korkusudur. Başağrılı insanlar sıklıkla “beynimde bir tümör mü var?” korkusuna kapılırlar. Ancak başağrısı nadiren ciddi bir hastalığın özellikle beyin tümörünün haberci belirtisi olarak ortaya çıkar. Bir belirtiler topluluğu şeklinde görülen migrende çoğu kez özellikleri olan bir başağrısı vardır. Kişiyi en fazla rahatsız eden bir özellik olduğu için migren çok şiddetli başağrısının diğer bir ismi olarak algılanmaktadır. Migrenli kişileri en fazla rahatsız eden ve bazı günlük işlerini ve görevlerini aksatabilen veya tam engelleyen temel özellik başağrısıdır. Bu bakımdan migren en basit şekilde tekrarlayıcı bir başağrısı olarak tanımlanabilir.

Migren Başağrısının Özellikleri:

Migrenli kişilerin büyük çoğunluğunda başağrısı en azından atağın (krizin) başlangıcında başın bir tarafından başlar. Daha sonraları bir kısım hastada her iki tarafı tutar. Bu özelliği sebebi ile yarım başağrısı olarak da bilinir.

Zonklayıcıdır, giderek şiddetlenir ve genişler, kafa yarısını veya tamamını etkiler. Ağrının şiddeti ve süresi değişkendir. Çok şiddetli olabileceği gibi orta veya hafif şiddette olabilir.

Migren atakları bazı hastalarda haftada birkaç kez olurken diğer bir kısım hastada çok seyrek olabilir. Ancak genel bir ortalama ayda 2-3 atak şeklindedir.

Beraberinde bulantı veya bulantı ile birlikte kusma, ışık ve gürültüden, sesten rahatsız olma vardır. Normal ışık ve sesler çok rahatsız edici olabilir. Bu yüzden bir kısım hastalar karanlık ve sessiz bir odada yatmayı tercih ederler.

Migren nedir? Migren sırasında neler olmaktadır? Sebebi nedir?
Hemen söylemek gerekir ki migren tehlikeli bir hastalık değildir. Kişiyi sakat bırakabilen veya ölüme yol açan bir hastalık hiç değildir.
Migren başağrısının bir diğer ismide vasküler yani damarsal başağrısıdır. Günümüzde migreni başlatan faktörün kesin olarak ne olduğu bilinmemektedir. Sebep belli değildir. Beyindeki bazı kimyasal maddelerin bu işte önemli rol aldığı kabul edilmektedir. Bir kısım kimyasal maddelerin azalması veya etkilerinin gücünde azalma başka kimyasal maddelerde etki artımına sebep olabilir. Bu kimyasal maddelerden özellikle serotonin isimli madde önemli olup damarlar üzerindeki etkide önemli görevi vardır.

Migrenin başlamasına sebep olabilen başlıca faktörler; stres, hormonal değişiklikler, diyet faktörleri, uyku düzeni, iklimsel değişiklikler ve kişisel bazı alışkanlıklardır.

Stres ve Duygular: Emosyonel olaylar migrenin başlamasında önemli role sahiptirler.
Hormonal Değişiklikler: Migrenli kadınların yaklaşık %70′inde ataklar adet döneminde sıklaşır ve şiddetleri artar. Bazı kadınlarda ise migren krizleri sadece adet dönemlerinde olur. Bir kısım kadın hasta özellikle menstrüasyon sırasında olan ağrılarının daha şiddetli olduğunu ifade ederler.
Diyet Faktörleri ve Bazı İlaçlar: Yiyecek ve içeceklerde bulunan bazı maddeler damarlar üzerine direkt etki ederek onları genişletir ve böylece migreni başlatabilirken bir kısım maddeler de daha ziyade dolaylı yoldan etki ederek bazı refleks yollar ile ağrıyı başlatabilirler. Mesela alkol direkt etki ederken kafein ve nikotin gibi maddeler dolaylı yoldan etki etmektedir.
Uyku: Fazla uyku ve uykusuzluk migren krizini başlatabilir.
İklim Değişiklikleri: Bazı migren hastaları iklim ve hava değişikliklerinden etkilenebilirler.
Kişisel Alışkanlıklar, Kokular vs: Sigara migreni provoke edebilir. Bazı ağır kokular migreni provoke edebilir, bu durumlardan kaçınılmalıdır.

Migrenin Seyri
Migren genellikle 16-35 yaş arası başlar. 50 yaş civarında sıklığı azalır. Kadınlarda erkeklere göre daha sık görülmektedir. Migren tanısı mutlaka ilgili uzman hekim tarafından konur. Başağrısına sebep olabilecek birçok neden olabileceği ve bunların bir kısmının tehlikeli olabileceği unutulmamalıdır. Teşhis için mutlaka konunun uzmanına başvurulmalıdır. Unutulmamalıdır ki migren tedavisi olan bir hastalıktır.

 


Alzheimer-Bunama

Category: Alzheimer-Bunama
Date published: Mart 17th, 2008

TANIMLAMA:

Alzheimer hastalığı, yaşlılıkla beraber ortaya çıkan ve başta unutkanlık olmak üzere çeşitli zihinsel ve davranışsal bozukluklara yol açan ilerleyici bir beyin hastalığıdır.

Beynin belli bölgelerinde, bilinmeyen bir nedenle birtakım proteinler birikir. Bu da beyindeki haberleşmeyi sağlayan sinir hücrelerinin hasar görmesine yol açar.Tanısı ön planda öykü almaya dayanmaktadır. Demans sebepleri arasında birinci sırada gelir.Bellek ve bilişsel işlevlerde günlük yaşam aktivitelerini kısıtlayacak derecede kronik ve ilerleyici kayıpla karakterizedir. Yaşamın orta ve ileri evrelerinde ortaya çıkar ve 50 yaş altında görülmesi pek nadirdir. Alzheimer hastalığı’nın görülme sıklığı yaşla birlikte artar, 65 yaşında gözülme sıklığı yüzde 5’lerdeyken, 60 yaş üstünde yüzde 30’a çıkar.

BELİRTİ VE BULGULAR:

Alzheimer hastalığının ilk belirtisi genellikle unutkanlıktır. Yakın zamana ait bilgileri hatırlama ya da yeni bilgiler öğrenme güçlüğü görülür. Ayrıca konuşma bozukluğu, karar verme güçlüğü, kişileri tanıyamama ya da yolunu kaybetme gibi başka zihinsel sorunlar’ da başgösterir.

Alzheimer hastalarında tabloya çoğu kez davranış ve kişilik bozuklukları da eşlik eder. Özellikle hastalık ilerledikçe, birçok hastada depresyon, saldırganlık, huzursuzluk, hayaller görme, uyku bozuklukları ya da amaçsızca dolaşma gibi ruhsal sorunlar görülebilir.

Zihinsel bozukluklar:

• Unutkanlık
• Öğrenme güçlüğü
• Konuşma bozukluğu
• Yolunu kaybetme
• Kişileri tanıyamama
• Karar verme güçlüğü

Ruhsal bozukluklar:

• Huzursuzluk
• İlgisizlik
• Saldırganlık
• Uyku bozukluğu
• Amaçsız dolaşma
• Gerçekdışı hayaller
• Depresyon

TANI:

Alzheimer belirtileri ile başvuran hastalara yapılacak radyolojik ve laboratuvar incelemeleri sonrası uygulanacak tanı kriterleri ile Alzheimer Teşhisi % 90 doğruluk ile konulabilmektedir.Alzheimer hastalığı bunamanın en sık nedenidir, ancak benzer belirtiler veren başka hastalıklar da vardır. Bu nedenle, Alzheimer hastalığının diğer bunama nedenlerinden tam olarak ayırt edilmesi gerekir.Sinir hastalıkları uzmanları, yani nörologlar ve ruh hastalıkları uzmanları, yani psikiyatristler, çeşitli testler, beyin filmleri ve laboratuvar tetkikleri sayesinde bugün büyük oranda kesin teşhis koyabilmektedir.

HASTALIĞIN SEYRİ:

Alzheimer hastalığı yavaş ilerleyen, ancak zaman içinde günlük yaşamı etkileyerek, hastayı geri dönüşsüz bir şekilde bakıma muhtaç bırakan bir hastalıktır.

Genel olarak 3 evreye ayrılır:

•Birinci evrede, unutkanlık, bildiği yerleri tanıyamama, bazı kelimeleri bulamama, işine ve hobilerine karşı ilgisini yitirme gibi erken belirtiler verir ve genellikle hasta olduğunu kabul etmek istemez.

•İkinci evrede, bellek kaybı belirginleşir, yakınlarının isimlerini unutabilir, yolunu kaybedebilir, konuşma bozukluğu artar, yıkanma, giyinme gibi gündelik işlerinde yardıma ihtiyaç duyabilir ve bazı hayaller görebilir.

•Üçüncü evrede, artık aile üyelerini tanımayabilir, yemek yemede ve yürümede güçlükler başlar, idrarını ve dışkısını tutamayabilir ve ciddi davranış bozuklukları görülebilir.

Alzheimer hastalığı, yaklaşık 5-8 yıllık bir ilerleme süreci içinde hastayı yatağa bağlı ve tamamen bakıma muhtaç duruma getirir.

TEDAVİ:

Alzheimer hastalığını tamamen ortadan kaldıracak bir tedavi bugün için ne yazık ki yoktur. Ancak belli bir süre hastalığın ilerleme hızını durduracak ya da yavaşlatacak bazı yeni tedavi olanakları bulunmaktadır. Kolinesteraz inhibitörleri adı verilen bu yeni ilaçlar, beyindeki sinir hücrelerinin hasarı sonucu azalmış olan asetilkolin adlı haberci madde miktarının dengelenmesine yardım ederek zihinsel işlevleri korurlar. İlaç tedavisi, Alzheimer hastalığını tamamen durdurmaz, ancak bellek kaybı dahil, çeşitli zihinsel bozukluk belirtilerinin hafiflemesini sağlar. Böylelikle hastanın günlük yaşam aktiviteleri daha uzun süre korunur. Depresyon, huzursuzluk, uykusuzluk ya da hayaller görme gibi davranış bozukluklarını tedavi etmek için de uzun zamandır kullanılmakta olan çok sayıda etkili ve güvenilir ilaç bulunmaktadır. İlaç tedavisine karar verecek olan kişi, nörolog (sinir hastalıkları uzmanı) veya psikiyatristtir (ruh hastalıkları uzmanı). Sonuçta ilaç tedavisi, hastanın yaşam kalitesini artırır ve daha uzun
süre kendine bakabilmesini sağlar.


Mİde Tembelliği

Category: Mİde Tembelliği
Date published: Mart 17th, 2008

Midenin besinleri gereği gibi ve normal sürede hazmedememesine mide tembelliği bir başka ifadeyle mide zafiyeti denir. Nedeni, midede asit fazlalığı, mide kaslarının zayıflamış olması veya midenin hazım için gerekli olan salgıyı yapamamasıdır.


Mide Ülseri

Category: Mide Ülseri
Date published: Mart 17th, 2008

Ülser
Ülser ; Mide veya duedenum (onikiparmak barsağı)
un mide asidi ve sindirim sıvıları (örneğin:pepsin) tarafından harabiyeti sonucunda meydana gelen doku kaybıdır. Doku kaybı asit ve pepsinin etkisiyle daha derinlere inebilir. asit ve pepsinin etkileri yemek borusu alt ksımlarında da ülser yapabilir.

Sıklığı Nasıldır?

Toplumumuzda herhangi bir zamanda mevcut ülserli hasta (yeni geçiren veya geçirmiş) yüzdesi %2-6�dır. Duedenal (onikiparmak barsağı) ülseri , mide ülserine göre çok daha fazla görülür. Duedenal ülser 30-50 yaşları arasında daha sık olup , erkeklerde kadınlara göre 2-4 kat daha fazladır. Mide ülseri 60 yaşından sonra daha sık gözlenir ve kadınlarda daha çok görülür.

Ülserin belirtileri nelerdir?

Belirtileri ülserin yerine göre değişir. midede olan ülserler daha çok yemek yedikten sonra karın üst orta ve sol kesiminde ağrı yaparken, duodenal ülserler yemek yendiğinde yatışmaya meyillidir. duodenal (oniki parmak barsağı) ülserlerinde en sık rastlanan belirti karnın üst kısmında kemirme ve yanma şeklinde ağrı olmasıdır. Genellikle öğün aralarında meydana gelir. Gece hastayı uykudan uyandırabilir (daha çok duedenal ülserde). Yemek yemekle ve antiasit dediğimiz mide asidini nötürleyen çiğneme tableti ve pastillerle birkaç dakika ile birkaç saat arasında ağrı hafifler. Sonbahar ve ilkbaharda ağrıların sıklığı artar. Ülserli hastalarda daha az sıklıkla meydana gelen belirtiler bulantı , kusma (özellikle ağrı varken oluşur, kusunca ağrının azalması veya kesilmesi çok tipiktir) , iştahsızlık ve kilo kaybıdır.

Başlıca nedenleri:

Helicobacter Pylori adı verilen bakteri
Uzun süreli aspirin veya antienflamatuvar ilaç kullanımı
Kan grubu 0 olan kimseler
Psikolojik stres
Travma, cerrahi operasyon gibi çeşitli fiziksel stresler
Alkol, kafein ve sigara kullanımı

Ülserin nedeni nedir?

En büyük neden “Helicobacter pylori” adlı bir mikroptur ve düzenli NSAİ ilaçlar (aspirin, antiromatizmal ilaçlar) alımıdır. Diğer muhtemel nedenler arasında genetik yatkınlık (irsiyet) , her türlü stresler , kortizon türü ilaçlar , alkol , sigara , kahve alışkanlığı , çevre kirliliği sayılabilir.

Helikobacter Pylori
Birçok ülser helicobacter pylori mikrobunun varlığı ile meydana gelir.  Duedenal ülserlerde Helicobacter pylorinin varlığı %100e yakın oranla yüksek bulunmuştur.  Helicobacter pylori varlığı saptanan , ancak ülser görülmeyen kişilerin varlığından dolayı , helicobacter pylori varlığı yanında başka faktörlerde (örneğin irsiyet) olması gerektiğini düşündürmektedir. Helicobacter pylori varlığı ülser yapması dışında müzmin gastrit yaptığı kesindir. Mide kanserlerine yol açabilmektedir. Gelişmekte olan ülkelerde toplum oranları daha yüksektir. türkiyede toplumun bölgelere göre değişmekle beraber % 60-90 ında bu mikrop vardır. kişinin genetik yapısına ve bakterinin saldırgan özelliklerine göre kimi insanda gastrit, kiminde ülser, çok az bir kısmında ise mide kanserine yol açabilmektedir.

 


Mide Yanması

Category: Mide Yanması
Date published: Mart 14th, 2008

 MİDE YANMASI

Mide yanması 20 ile 50 yaş arasında birçok insanda görülen çok yaygın
bir rahatsızlık. Midede yanma hissi yemekten önce, yemek sırasında ya
da yemekten 2-3 saat sonra hissediliyor. Besinler, sindirim işlevinin
bir gereği olarak midede ilk değişikliklere uğrayarak bağırsaklara gönderilmek için hazırlanıyor. Mide bu işlevi yerine getirirken iç yüzeyini kaplayan zarın altındaki salgı hücrelerini, besinlerin gerekli değişimini sağlamak üzere uyarıyor. Bu sırada oluşan bir dengesizlik, aşırı asit ortamına ve midenin kendini koruyamamasına yol açarak yanma hissine neden oluyor.

Büyüklerimiz midede yanma hissi duydukları zaman hemen bir lokma ekmek içi çiğnermiş. Ekmek içinin değil ama ağıza birşey atmanın doğru bir yöntem olduğunu belirten günümüz doktorları da az ama sık yemeyi öneriyorlar. Öğünleri küçülterek sık sık yemenin şikayetleri azaltacağını söylüyorlar.

Yemeğe daha fazla zaman ayırın. Ayaküstü değil, sofrada oturarak yiyin. Acele
yemek mide işlevine zarar veriyor. Kendinize daha fazla zaman ayırıp yemek yemeyi bir zorunluluk değil de bir keyif anına dönüştürün.

Ağzınıza küçük lokmalar almak midenin sindirim için gerekli salgıları daha kolay
üretmesine yardımcı olur. Lokmaları uzun uzun çiğneyin. Bu, midenizde şişkinlik ve ağırlık hissetmemenizi sağlar.

Sofradan tıkabasa doymadan kalkın. Mide boş bir torba olduğu için yemek yerken
çiğnediğimiz besinler buraya ulaştıkça mide sürekli genişler. Eğer kemerinizi çok sıkmışsanız yanma hissi duymanız çok doğal. İçi dolu bir plastik torbayı düşünün. Tam ortasından bir ipi kemer gibi sıkıca bağlayın. Torba sağa ya da sola çekecek ya da aşağıya doğru sarkacaktır. Mide de aynı böyle… Bu nedenle ölçülü miktarda yemek yiyin.

Akşam öğününden hemen sonra damak kaçamakları yapmayın. Aksi takdirde mide gece boyunca çalışıp yorulur. Akşam yemeği ile uyku arası en az üç saat olmalı. Yani yemek yedikten en az 3 saat sonra yatın. Gece yatarken sağ yana dönerek yatmayın. Besinin mideye girişi sağ taraftan gerçekleştiği için yedikleriniz yeterince hazmedilemeyip mide borusunda yanma hissi oluşabilir. Yemek yedikten sonra yere eğilmeniz gerekiyorsa dizlerinizi bükerek eğilin. Aksi takdirde mide işlevini gerektiği gibi yapamaz.

Yiyecek ve içeceklerin çok sıcak ya da soğuk olması mide sıvısına zarar verebilir. Bu nedenle yiyecek ve içeceklerin ılık olmasına özen gösterin.Sigaradan uzak durun.Yemekten sonra uzanmayın. Unutmayın, mide sıvısı yatay pozisyonu sevmez ve yanma hissi mide borusu yoluyla ağzınıza kadar gelebilir.

Bunlardan Uzak Durun:

Hazmı kolay olmayan kızartmaları ve yağlı yiyecekleri sofranızdan uzaklaştırın. Ağır yağlı, fazla kremalı ya da soslu besinleri yemeyin. Çikolata, içerdiği yüksek dozdaki yağ ve kafein nedeniyle hassas mideye zarar vererek yanma hissine yol açıyor. Sütlü çikolata, daha az yağ içeren bitter çikolataya oranla daha tehlikeli olduğundan çikolata sevenler genelde sütsüz olanını tercih etmeli.

Kafeinli içecekler mide için çok zararlı. Kahve, çay ve kola gibi içecekler
hassas mideyi yorar. Eğer mide yanmasından şikayet ediyorsanız ve kahve
içmeden duramıyorsanız kafeinsiz kahveyi tercih edin.

Gazozlu içecekler ve asitli meyve sularını dikkatli için. Domates veya portakal
suyu asitli olduğu için mide yanmasını şiddetlendirebilir. Bu nedenle sulandırarak ve balla tatlandırarak için.

Et suyu ile hazırlanmış çorbalardan uzak durun. Diğer çorbaları ise çok sıcak içmeyin. Ilınmasını bekleyin.

Alkol midedeki yanma hissini artırır. Hele mide boşken alkol kesinlikle almayın.

Çiğ soğan ve çiğ meyve de mide asidini artıran etkenlerdendir.

Şeker yemeyi seviyorsanız naneli olanları seçmeyin.

Mide ağrılarınıza son verecek sağlıklı ve dost besinlerle yemek yemenin keyfini çıkartabilirsiniz…

Karnabahar:Haşlanmış karnabahar, mideyi asit saldırılarından koruyarak tüm
sorunları giderebilir. İçeriğinde bulunan gefarnato maddesi ülser
ilacının ham madesi olarak kullanılıyor.

Lahana :Lahanayı çiğ olarak yemeyi tercih edin. İnce şeritler halinde doğrayıp
salata yapın. Meyve presinde lahananın suyunu sıkıp aynı miktarda elma suyu ile karıştırın ve için. Lahana, ülser ve gastrit ilacı olarak biliniyor. Dörtte bir lahanayı yıkayıp kalın şeritler halinde doğrayın. 1 kerevizi soyup doğrayın. 1 havucu temizleyip dilimleyin. Lahana, kereviz ve havucu katı meyve presinde sıkıp sabah akşam suyunu için.

Patates:Çiğ patates suyu mide yanmasının doğal ilacıdır. Patatesi soyup katı
meyve presinde suyunu sıkın. Su,havuç suyu ya da kereviz suyu ile karıştırıp için.

Elma sirkesi : Salatalarda ya da mezelerde elma sirkesi kullanın.

Maden suyu : Mide asidinin büyük bir bölümünü etkisiz hale getiriyor.

Ispanak : Ispanağı buharda pişirin ya da haşlayarak tüketin. Taze yapraklarını salata olarak yiyin.

Zeytinyağı: Çiğ olarak kullanıldığında besinlerin midede kalma süresini azaltıyor
ve yağların sindirimi için safra salgısını artırıyor.

Baklagil : Fasulye, bezelye ve mercimekte bulunan bioflavionid maddesi, midenin koruma faktörünü artırıyor.

Muz: Mideyi seven meyvelerin başında geliyor. Ara öğünlerde birer muz yemek, midedeki yanma hissini ortadan kaldırabilir. Muz, mide enzimleri ve hücrelerinin üretimini de artırıyor.

Kızarmış ekmek : Midenin salgıladığı aşırı asidi kurutarak yanma hissini gideriyor.

Meyankökü : Güçlü bir mide koruyucusu.Yapılan son araştırmalara göre midedeki aşırı asitlenmeyi az


Hazımsızlık

Category: Hazımsızlık
Date published: Mart 14th, 2008

Sindirimin normal şekilde olmaması ve bağırsakların seyrek çalışmasına; halk arasında hazımsızlık, tıp dilinde ise dispepsi denir. Nedenleri çeşitlidir.
Ağır yemekler, yemekleri gereği gibi çiğnememe, diş veya dişeti iltihapları, içki veya sigara içmek, çok miktarda çay veya kahve içmek, fazla miktarda şekerli veya unlu şeyler yemek, kansızlık, yorgunluk, sinir bozukluğu ve üzüntü hazımsızlığı doğuran nedenler arasında sayılabilir. Yemekten bir süre sonra; midede şişkinlik veya yanma hissi ortaya çıkar. Sık sık yemek ihtiyacı hissedilir. Kabızlıktan şikayet edilir. Bazı kimselerde halsizlik, uykusuzluk, unutkanlık veya çarpıntı görülür. Tedavinin ilk şartı; sıkıntı ve üzüntülerden sıyrılmaktır. Zararlı şeyler terkedilir. Et yemekleri de mümkün olduğu kadar azaltılır. Haddinden fazla yemek yenmez. Yemeklerden sonra soğuk su içilmez. Yemek aralarında acıkınca süt ile birkaç galete yenir..


araba resimleri / sehir resimleri / futbolcu resimleri / EGLENNET VİDEO İZLE / Zeytin Bilgi Bankası / resimler / hastalıklar / güvercin resimleri / / koxp-youtube / GEZTOZBUL.CoM / Para Kazan / shell hosting / ADAMYO Blog / resim galerisi / Aşk Resimleri / yaş pasta / Canlı Tv / iddaa / örgü / performans ödevi