Gastrit

Category: Gastrit
Date published: Mart 14th, 2008

Sindirim işinde en büyük görevi yüklenmiş olan mide, karnın üst kısmında ve ortada bulunur. Şekil bakımından arkaya yatık bir (J) harfine benzer. Üst ucundan yemek borusuna, alt taraftan da oniki parmak barsağına bağlıdır.

Sindirim esnasında asit salgılar. Mide yapı bakımından hassas bir organımızdır. Aldığımız düzensiz gıdalar, sinir sistemi bozuklukları ve fazla içki mide’de, ülser, gastirit ve mide düşüklüğü gibi hastalıklara sebep olur.

Mide düşüklüğü genellikle çok fazla yemek yiyenlerde görülen bir hastalıktır. Gereğinden fazla doldurulan Mide, karındaki dokuların gevşemesine, mide kasları ile dokularının esnekliğini kaybetmesine sebep olur. Bu da midenin belirli yerden aşağı kaymasını (düşmesini) doğurur.

Mide sarktığı zaman,çıkış kapısı gene yerinde kaldığından, alınan gıdaların boşalması çok güçleşir. Bu durumda mide, içindekileri boşaltmak için aşırı kasılmalar yapmak zorunluğunu duyar. Bu aşırı kasılmalar neticesinde, hasta midesinde şiddetli ağrılar hisseder.

Ayrıca, düşük mide, onu komşu organlara bağlayan, kasları da aşağı doğru çekeceğinden şiddetli sancılara sebep olur.

Mide düşüklüğüne zamanında müdahale edilmezse, mide kaslarındaki gevşeme devam ederek mide büyümesine yol açar. Büyüyen mide alınan gıdaları dışarı atmakta güçlük çeker. Bunun neticesinde midede uzun süre kalan gıdalar ekşimeye, kokuya ve şiddetli gaz sancılarına sebep olur.

Fazla içki,sigara,kuvvetli baharatlı yiyecekler çok soğuk veya sıcak içecekler mide zarının (Mukoza) iltihaplanmasına yol açabilir. Mide nezlesi veya tıb dilindeki adı ile “Gastrit ” denilen bu hastalık,iştahsızlık, sancı,yanma, mide bulantısı ve kusma şeklinde kendini gösterir. Hastayı devamlı bir tedirginlik ve sinirliliğe sürükler.Zamanında tedavi yoluna gidilmezse, ülser’e dönüşebilir.

Günümüzde en çok görülen hastalıklardan biri de mide ülseridir. Ülser kendini mide ağrıları kusma ve ağır hallerde de mide kanaması şeklinde gösterir.

Daha ziyade,sinir sistemi bozuk kimselerde görülen bir hastalıktır. Bunun aksini de söylemek mümkündür. Genellikle, bütün ülserlilerde aşırı sinirlilik görülür.

Ülser, mide zarı mukoz dediğimiz, mideyi kaplayan sümüksü dokunun, herhangi bir noktasının zedelenmesi neticesinde, bir asit olan mide salgısının orada bir yara meydana getirmesidir. Genellikle başlangıçta yüzeyde bulunan yara,mide asidinin etkisi ile derinlere kadar iner, hatta bütün dokuları geçerek mideyi deldiği de olur. Mide ülserinin çapı genellikle 5-25 milimetre, derinliği ise 6-20 milimetre kadardır.

İlerlemiş mide ülseri, zaman zaman mide kanamasına sebep olur. Kanama kusma ile birlikte başlar.Kan mideden hemen dışarı atılmışsa rengi kırmızıdır. Şayet bir müddet midede kalmışsa rengi, mide salgısının etkisi ile kahverengi olur.Kanama her zaman ağızdan olmaz. Dışkı ile de çıktığı görülür. Bu durumda dışkının rengi kömür gibi siyah olur.

Başlangıçta kanamalar dikkate alınıp tedavi yoluna gidilmezse hayatı tehtit eden duruma dönüşebilir. Şiddetli kanamalarda hasta kendini kaybeder. Bu durumda derhal hastaneye kaldırılmazsa hastanın hayatı tehlikeye girer.

Gerek gastirit’de, gerekse ülserin ilk dönemlerinde hastaya mide asidini belirli bir seviyede tutacak ilaçlar verilir. Böylece asidin yara üzerindeki etkisi azaltılır. Bugün uygulanan yöntemlerle gastirit ve ülserin tedavisi mümkün olmaktadır. Gecikilmiş vakalarda ise en kesin yol ameliyattır,


Endeskopi

Category: Endeskopi
Date published: Mart 14th, 2008

Vücut içindeki organların optik bir alet ile Günümüzde çok gelişmiş olan endoskopik incelenmesi yöntemine endoskopi denir.Aletlerle hem iç organlar gözlenmekte hem de bazı ufak operasyonlar yapılabilmekte­dir. Muayenesi yapılan organlara göre endoskopik aletlere de çeşitli isimler veril­mektedir.Uretradan sokularak idrar ke­sesini inceleyen alete sistoskop, rektum­dan sokularak kalınbarsağın son bölümle­rini incelemeye yarayan alete proktoskop, ağızdan sokularak bronşları incelemeye yarayan alete bronkoskop, gırtlağı görmeye yarayan alete laringoskop, burun içini görmeye yarayan alete rhinoskop, kulak bakmaya yarayan alete otoskop, vaginadan rahim ağzını büyüterek görmeye yarayan alete kolposkop denmektedir. Ani solunum yolu tıkanmalarında trakeostomi sonrasında endotrakeal tüp kullanı­labilir.


Reflü

Category: Reflü
Date published: Mart 14th, 2008

REFLÜ NEDİR?

Halk arasında Mide Reflüsü olarak bilinen Gastro Özofageal Reflü hastalığı mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçmasıdır. Reflü, asitli mide içeriğinin yemek borusuna gelmesi ve uzun süre temas etmesiyle yemek borusunun asitten kendini koruma özelliğinin yok olmasından kaynaklanır. Erişkinlerin yaklaşık %20’sinde reflü görülmektedir.

 

Mide içeriği midenin salgıladığı hidrojen iyonu nedeniyle belirgin derecede asittir. Eğer onikiparmak barsağından mideye doğru safra geri akımı varsa mideden yukarı çıkan içerik hem asit hem de safra içerir. Alkali özellikli olan safra da mide asidi gibi yemek borusunun tahrişine neden olur. Reflü hastalığı, asitli veya safralı mide içeriğinin yemek borusuna gelmesi ve uzun süre temas etmesiyle yemek borusunun kendini asitten veya safralı mide içeriğinden koruyamaması nedeniyle oluşur.

 

Yemek borusunun alt ucunda mide içeriğinin yemek borusuna geçişini engelleyen bir kapak mekanizması vardır. Reflü hastalarında en sık görülen özellik bu mekanizmanın gevşekliğidir. Bu durum sıklıkla mide fıtığıyla birlikte yaşanır. Mide boşalım bozukluğu ya da bozulmuş yemek borusu hareketi bu hastalığı tetikleyen diğer nedenlerdir.

 

REFLÜ ŞİKAYETLERİ NELERDİR?

 

Hastalarımızın en sıklıkla başvurduğu şikayet mide yanmasıdır.
Bunun yanında göğüste yanma ve ekşime,
Ağza gelen acı bir tat,
Ağız kokusu,
Özellikle yemeklerden sonra ve tok karna yatıldığında geceleri rahatsız eden şişkinlik, geğirme ve boğulma hissi
Göğüste takılma ve sıkışma hissiyle birlikte kalbe baskı ve çarpıntı hissedilebiliyor.
Derin nefes almada güçlük çekilebiliyor.
İleri aşamalarda da;
kronik farenjit,
kronik sinüzit,
alerjik astım
ve diş çürüklerine gidilen bir süreç yaşanabiliyor.

 

 

REFLÜ ŞİKAYETLERİ BAŞKA HANGİ HASTALIKLARI ÇAĞRIŞTIRIR?
HAZIMSIZLIKLA İLGİLİ OLAN ŞİKAYETLER
Şişkinlik, geğirme, midede yanma ve hazımsızlık hissi
safra kesesi taşı olan insanlarda
Ülseri olan insanlarda
Gastriti olan insanlarda
görülebilir.

 
KULAK BURUN BOĞAZ HASTALIKLARI İLE İLGİLİ OLAN ŞİKAYETLER
Kronik farenjit
Kronik sinüzit
Ses kısıklığı
Kronik tahriş öksürüğü

 

GÖGÜS HASTALIKLARI İLE İLGİLİ OLAN ŞİKAYETLER
Alerjik astım
Kronik öksürük

 

KALP HASTALIKLARI İLE İLGİLİ OLAN ŞİKAYETLER
Çarpıntı
Kalpte sıkıntı hissi


Mide Kanseri

Category: Mide Kanseri
Date published: Şubat 9th, 2008

MİDE KANSERİ

Mide, sindirim sisteminin bir parçası olup, karnın sol üst kısmında diyaframın altında bulunur. Üst ucu yemek borusu ile balantılı, alt ucu ise kapıcı adı kullanılan halka şeklinde kapama kanalları ile oniki parmak barsağına bağlıdır. Genellikle mukoza zarında gelişen kötü huylu tümörler çoğunlukla bez epitelinden kaynaklı olup %90 dan fazlası Adenokorsinom tipidir. geri kalan kısmı ise korsinoidler, lipomlar, liposorkomlar, lenfomalar gibidir.

Sağlık bakanlığı kanserle savaş dairesi başkanı Prof. Dr. Murat Tuncer, en çok ölüm nedeni olan kanserler arasında akciğer kanserinden sonra ikinci sırada yer almaktadır demiştir. Erkeklerde daha sık görülen bu hastalık, ülkemizdeki kanser vakalarının %8 ini oluşturmaktadır.

Kırsal bölgelerde, varoşlarda ve sosyo-ekonomik açıdan düşük seviyelerde bulunan kişilerde daha yaygındır.

NEDENLERİ:
Meyve-sebze tüketiminin azlığı, alkol ve sigara kullanımı, aşırı tuz tüketimi, yanlış beslenme alışkanlıkları, ızgara yiyecekler, tütsülenmiş, salamura edilmiş gıdaların sık tüketimi, kronik ülser, gastrit gibi mide hastalıkları, aşırı sıcak içeceklerin sık tüketilmesidir. A grubu kana sahip olanlarda daha sık görülmektedir. Dünyada ve ülkemizde sık görüldüğü bazı bölgeler varıdr ki bu da genetik faktörler ve yeme alışkanlıkları ile ilgisi olduğunu göstermektedir.Dünyada Japonya, Çin, İrlanda, ülkemizde de Karadeniz bölgesinde sıkça karşılaşılmaktadır.

TEŞHİS VE BELİRTİLERİ:
En çok antrum ve küçük kurvatürde görülen bu kanser türü, gelişmiş tanı yöntemlerine karşın erken teşhisinde henüz başarılı olunamamaktadır. Başlangıç safhasında yakalanabilmesi için endoskopik yöntemlerin uygun ve erken kullanılması gerekmektedir. Sıklıkla görülen hazımsızlık, iştahsızlık ve mide şişkinliği, kusma, yorgunluk, halsizlik , siyah dışkı ya da dışkıda görülen kan, aşırı kilo kaybı, başlıca belirtilerdir. Bu tür sorunlarla karşı karşıya iseniz zaman geçirmeden doktorunuza başvurmanız ve uygun göreceği tetkikleri yaptırarak hastalığınızın tanısını koydurmanız gerekmektedir.Çift kontrastlı boryumlu mide grafisi ve gastroskopi, en duyarlı ve özgün teşhis yöntemidir.

KLASİK TEDAVİ:
Mide kanserlerinde ameliyat en belirleyici ve önemli tedavi yoludur. İlave olarak kemoterapi zaman zaman da radyoterapi uygulanmaktadır. Midenin tamamen alınması ya da sadece tümörlü dokunun çıkarılması gerekebilir. Lenfomalarda, Helicobacter Pylori enfeksiyonunu tedavi etmek hastaların %50sinde iyileşmeyi sağlamaktadır. İleri seviyede olanlarda ise kemoterapi (CHOP* tedavisi denen dörtlü tedavi) uygulanır.


Kalbin Hızlı Atması

Category: Kalbin Hızlı Atması
Date published: Şubat 9th, 2008
Kalbin Hızlı Atması

Kalbin; dakikada 90′dan fazla atmasına, tıp dilinde taşikardi denir. Ancak bu sayı, yaş gruplarına göre değişir. Normal Kalp Atışları : 0 - 1 yaşları arasında; dakikada 120-140 1 - 3 yaşları arasında; dakikada 90-120 3 - 7 yaşları arasında; dakikada 90- 100 7 - 20 yaşları arasında; dakikada 80 - 90 20 yaşından sonra; dakikada 60-80 arasında değişir. Her yaş grubunda; normal atışın 1 fazlası; kalbin hızlı attığını gösterir. Kalbin atışları, göğüsten, köPage Rankingücük kemiği üzerindeki nabızdan veya el bileğinin dış kısmında, kemikle kiriş arasındaki yerden sayılabilir. Taşikardi; her zaman kalp hastalığının belirtisi değildir. Çünkü koşmak, sindirilmesi güç şeyler yemek, heyecanlanmak, sigara, içki, çay, kahve içmek, zehirlenmek, bazı ilaçlar ve kadınların aybaşı halleri taşikardiye neden olabilir. Bu çeşit taşikardi, nedenin ortadan kalkmasıyla geçer. Ancak kalp hastalıkları, böbrek hastalıkları, ateşli hastalıklar ve zehirlenmeler de taşikardi yapar. Bu nedenle, doktora başvurmak gerekir.


Kalp Yetmezliği

Category: Kalp Yetmezliği
Date published: Şubat 9th, 2008

KALP YETMEZLİĞİ

Kalp yetmezliği kalbin kanı pompalama yeteneğinin kaybolması yani dokulara yeterli kan ve oksijenin gitmemesi durumudur. Kendi basma özgül bir hastalık olmamakla birlikte, yaygın ve ciddi sorunlara yol açabileceği için önemlidir.Kalp yetmezliği kalbin yeterince çalışmaması anlamına gelir. Kalbin işlevsel yeteneklerinin azaldığı bazı kalp hastalıklarında kalp yeterli çalışabilmek için düzenleyici süreçler geliştirir. Bu durumda kalp yetmezliği engellenmiş olur. Örneğin taşikardi, yani kalbin dakikada atım sayısının hızlanması böyle bir süreçtir. Her kasılmada gerekli miktarda kanı vücuda pompalayamayan kalp, bu yetersizliği karşılamak için daha sık kasılır.

Bir başka düzeltici süreçde kalp karıncıklarının genişlemesidir. Böylelikle karıncıklardaki kan miktarı artar. Bu durumda, güçsüz kalmış olan kalbin, normal miktardaki kanı bile atmakta zorluk çekerken, daha çok kanı vücuda pompalamakta yetersiz kalacağı düşünülebilir. Oysa kalp kası liflerinin gerilmesi daha büyük bir güçle kasılmalarına yol açar. Başka bir deyişle kalp boşluklarının genişlemesi sonucunda gerilen kalp kası lifleri yüksek bir güçle kasılır. Ayrıca kalp boşluklarının genişlemesine her zaman aşın büyüme (hipertrofi) eşlik eder. Olağan koşullara göre daha çok güç harcaması gereken kas lifleri büyüyüp kalınlaşırlar; böylece kasılabilme yetenekleri önemli ölçüde artar. Kalp boşluklarının genişlemesi, bir açıdan kalbin yeterli çalışmasını sağlasa da, birçok sakıncayı da birlikte getirir.
ikincil önem taşıyan bir başka düzenleyici süreç ise, karaciğer ve dalak gibi organlarda depolanmış durumdaki kanın genel dolaşıma aktarılmasıdır. Dokulara az miktarda kan gelmesi durumunda, kılcal damar ağı bakımından zengin organlarda depolanmış kırmızı kan hücreleri genel dolaşıma aktarılır. Bu süreç de, sonuçta kalbin daha çok çalışmasına yol açar.

HASTALIĞIN BELİRTİLERİ
Tedavinin zamanında başlamasını sağlamak ve hastalığın ağırlaşmasını önlemek açısından başlangıç belirtilerim bilmek önemlidir.
Hastalık ani ve şiddetli bir güç harcandıktan sonra ortaya çıkabilir. Önceleri belirtisiz seyreden hastalık, şiddetli güç harcanması sonucunda dengelerin altüst olmasıyla belirti vermeye başlar. Ama genel olarak yavaş ilerleyen hastalığın önceleri hafif olan belirtileri giderek şiddetlenir. Sağlık durumu iyi olan bir kişi güç harcamayı gerektiren işleri başarıyla tamamlayamaz. Hastalar soğuk havada bir merdiven çıkarken ya da yokuş yukarı yürürken zorlanmaya başlarlar. Solunum zorlaşır ve hasta ya adımlarım yavaşlatmak ya da durmak zorunda kalır. Bu durum önceleri hastayı biraz şaşırtsa da, pek önem vermez, olayı bir anlık yorgunluğa bağlayarak geçiştirir. Bundan sonra, uyarıcı bir başka belirti ortaya çıkar: Yorucu bir günün sonunda ayak bileklerinde şişme (ödem) ortaya çıkar. Şişler hamur kıvamındadır ve sabah saatlerinde kaybolur. Nefes darlığı ve şişme önceleri hafiftir;
ileri dönemlerde ise çok şiddetli ve ağır bir tablonun gelişimine yol açarak kalp yetmezliğinin en önemli iki belirtisin! oluştururlar. Daha sonra tabloya eklenen morarma özellikle yüz, el ve ayakların kırmızı-mor bir renk almasına yol açar. Zamanında tedavi edilmezse belirtiler giderek şiddetlenir. Nefes darlığı artık basit hareketlerde de görülür;
ayaklardaki şişlikler giderek artar ve bacaktan yukarı doğru yayılır, morarma da iyice belirginleşir. Kalp yetersizliğinin en ileri aşamasında nefes darlığı dinlenme sırasında da görülür; şişme, bacakların dışındaki bölgelere de, örneğin kama, erkeklerde cinsel organlara ve hatta göğse yayılır; morarma ileri derecede yoğunlaşır.
Bu belirtilerle birlikte ikincil olarak, kalp astımı ya da akciğer ödemi (akciğerlerde sıvı birikimi) görülür. Ani gelişen bu durum boğulmaya benzer bir izlenim yaratan ciddi bir tablodur.
Belirtilerin nasıl ortaya çıktığım anlayabilmek için, yetersizlik halindeki kalp ve dolaşım sisteminin hangi koşullar altında bulunduğunu açıklamak gerekir. Kalp, içerdiği kanın tümünü pompalayamaz. Her kasılmada gerekenden daha az miktarda kanı damarlara vererek daha az enerji harcar. Sonuçta kanın dolaşma hızı giderek azalır ve morarma gelişir. Hastalığın ağırlığına göre, kalbin pompalayamadığı az ya da çok miktarda kanın karıncık içinde kalması sonucunda karıncık içi basınç artar. Bu basınçtan ötürü, dokulardan gelen toplardamar kanının sağ karıncığa, akciğer toplardamarından gelen kanın da sol karıncığa boşalması engellenir. Sonuçta büyük dolaşımın toplardamar sisteminde basınç artışı ve ödemler ortaya çıkar. Küçük dolaşımdaki basınç artışı ise akciğer ödemine ve nefes darlığına neden olur.

-Nefes Darlığı
Kalp yetmezliğinin hastalık tablosunu başlatan ilk belirti nefes darlığıdır. Hastanın kalp-dolaşım sistemindeki bozukluk açısından büyük önem taşır. Bazı olgularda ise oksijen azalması ve karbon dioksit artışının (çok ağır olgular dışında kan gazları değerleri normaldir) solunum merkezlerim uyarması da nefes darlığına yol açabilir.
Ama nefes darlığının temel nedeni, akciğerde kan göllenmesi, yani akciğer damarlarında aşın kan birikmesidir. Benzer bir durum olan, büyük dolaşımın toplardamar sistemindeki basınç artışı da, daha önce belirtildiği gibi, kalbe gelen bütün kanın vücuda pompalanamamasının sonucudur. Aynı süreç kanın küçük dolaşımdan kalbe gelmesini de engeller. Solunum sistemindeki gaz alışverişi ve akciğer hareketleri de önemli ölçüde engellenir; solunum güçleşir. Kalp hastaları akciğerdeki sıvı birikimim azaltmak için daha uygun bir duruş seçer, yan oturur ya da oturur bir konum alırlar (ortopneik durum). Ağır kalp yetmezliğinde hastalar, geceleri yatakta yatmak yerine koltukta oturmayı tercih ederler.
-

Akciğer Ödemi
Akut sol karıncık yetmezliği nöbetidir. Kalp yetmezliği, hastalığın nedenine göre, karıncıklardan birinde ortaya çıkar. Kasılma yeteneğinin azalması öncelikle sol karıncığı ilgilendiriyorsa, kalbe toplardamarlar ile vücuttan önemli miktarda kan geldiğinden sağ karıncık bu kam akciğerlere yollamayı başarabilir, akciğer engelim aşan kan sol karıncığa ulaşabilir, ama sol karıncık bu kanın hepsini aorta pompalayamaz. Böylece sol karıncığın gerisinde yani akciğer ağacında kan göllenmeye başlar, yani akut akciğer ödemi (göllenmesi) gelişir.
Bu koşullarda kalp astımı adı verilen bir nefes darlığı nöbeti ortaya çıkar. Bu nöbet hemen durmazsa, aşırı miktarda kan birikiminden ve oksijen eksikliğinden ötürü çok büyük bir yük altında bulunan akciğer damarlarından açığa çıkan sıvı hava keseciklerim (alveol) doldurur ve kan ile hava arasındaki normal alışverişi önemli ölçüde bozar; böylece kanın oksijen içeriği daha da azalır. Bu duruma akciğer ödemi denir. Solunum giderek zorlaşır ve hastanın boğulmaya karşı verdiği korku dolu bir mücadeleye dönüşür.
Vücut yatar durumdayken toplardamarlardan kalbe dönen kan miktarı arttığından, nefes darlığı nöbetleri daha çok geceleri görülür. Aynı koşullarda vücudun alt bölümüne giden kan miktarı da azalır ve hasta bu durumu gidermek için oturur vaziyet alarak ayaklarını yatağın kenarından sarkıtır. Nöbet oldukça ağır seyretmekle birlikte, uygun ilaçlarla denetlenebilir niteliktedir. Altta yatan kalp yetmezliği ne kadar hafifse tablonun düzeltilmesi de o ölçüde kolaydır. Belirtiler olguların çoğunda kısa sürede düzelir ama hasta bitkin düşer.

HASTALIĞIN NEDENLERİ
Daha önce belirtildiği gibi kalp yetmezliği, kalbi olumsuz etkileyen çeşitli hastalıklar sonucunda gelişmektedir. Bunların en önemlileri doğrudan kalbi ilgilendiren mitral kapak (sol kulakçık ile sol karıncık arasındaki kapak) yetmezliği ve darlığı ile aortun (daha doğrusu aortun yarımay kapağının) yetmezliği ve darlığıdır. Bu kapak bozukluklarının nedeni genellikle frengi ya da başka enfeksiyon hastalıkları, özellikle de akut romatizmal ateştir. Uygulanacak tedavinin amacı kalp yetmezliğim yenmektir.
Günümüzde önlenmesi oldukça zor olan bir rahatsızlık da vücudun bütünü-nü etkileyen damar sertliğidir. Bu hastalık atardamar duvarlarının sertleşmesi-ne, damarların esnekliklerinin azalma-sına yol açar. Kalbin bu sert damarlara kanı pompalaması güçleşir. Ama damar sertliğinin en önemli etkisi kalp kasım besleyen atardamarların (kroner atardamarlar) etkilenmesiyle kalbin kan akımının ve kalbe gelen oksijen miktarının azalmasıdır.
Kalp kası iltihapları ve tiroit bezinin aşın hormon salgılaması da (hipertiroidizm) belli oranlarda kalp yetmezliğine yol açan hastalıklardır.

HASTALIĞIN TEDAVİSİ
Kalp yetmezliği olgularında kullanılan oldukça etkili ilaçlar vardır. Bu ilaçlar birçok insanın yaşamım kurtarmıştır. Bunların en önemlisi dijitaldir.
Kalp yetmezliği hastaları için beslenmenin büyük önemi vardır. Öncelikle alınan besin miktarı az olmalıdır. Hekimler ilk günlerde daha çok şekerli su, portakal suyu, açık çay, sebze sulan gibi sulu besinler önerir. Alınan besinler daha sonra aşamalı olarak artırılır ve günlük besinler birkaç öğüne bölünerek verilir. Sindirim işlevi, kalbin yükünü önemli ölçüde artırdığından besinlerin iyice çiğnenerek ve az miktarda alınma-sı gerekir. Öncelikle yağlar önemli ölçüde kısıtlanmalıdır ve hekim gerekli görürse ödemli olgularda tuz sınırlama-sı uygulanır. Beslenmede tuz sınırlama-sı uygulandığında idrarla atılan su miktarı artar, ödemler kaybolur ve kalbin yükü azalır. Kalp kası dokusunun oksijenlenmesini engelleyen sigara bütünüyle kesilmelidir; kahveye izin verilebilir.
Hekimin önerilerin! düzenli olarak uygulayan ve ilaçlanm alan bir hasta başanyia tedavi edilebilir. Tedavi başa-nlı da olsa, kalpte hastalık olduğu unutulmamalıdır. Dolayısıyla kalp yetmezliğim ağırlaştıracak ağır bedensel güç
harcamaktan kaçınmak gerekir. Gerekli önlemleri alan hasta uzun yıllar yaşayabilir.
 


Kalp Romatizması

Category: Kalp Romatizması
Date published: Şubat 9th, 2008
Kalp Romatizması

 

Romatizma, iyi tedavi edilmeyecek olursa; kalbin içindeki kapakçıklara yerleşir. Bu kapakçıklardan; en fazla mitral kapakçık etkilenir ve daralıp, sertleşir, büzülür. Daha çok kadınlarda görülen kalp romatizması sonucu ortaya çıkan hastalığa mitral darlığı veya mitral stenoz denir. Hastada nefes darlığı, kuru öksürük, sık sık soğuk alma, morarma, el ve ayaklarda üşüme ve yorgunluk görülür. Tedavinin ilk şartı üzülmemek, her gün bir öncekki günden daha iyi olduğuna inanmak ve doktorun tavsiyelerine uymaktır.


Tansiyon Nedir?

Category: Tansiyon
Date published: Şubat 9th, 2008

Tansiyon nedir? Tansiyon nasıl ölçülür?

Tansiyon, atardamarlar içindeki kanın damar duvarına yaptığı basınç olarak tanımlanabilir. Kalbin atım gücü, damarların esnekliği, dolaşımdaki kan miktarı tansiyonu belirleyen faktörlerdir.

Tansiyonun ölçülmesi manometreler yardımı ile olur. En doğru yöntem atardamar içine yerleştirilen sensorlar ile ölçmektir. Büyük tıbbi merkezlerde tansiyon ölçümü ve takibi bu yöntemle yapılır.

En yaygın olarak tansiyon ölçme yöntemi kola takılan manşonu olan tansiyon aletleridir. Bunların bazıları basıncı göstermede bir civa sütunu, diğerleri ise bir manometre göstergesi kullanırlar.

Her erişkinin zaman zaman tansiyonunu kontrol ettirmesi gereklidir. Baş ağrısı veya baş dönmesi tansiyonun normal değerlerin dışında olduğunun bir belirtisi olabilir.

Tansiyonunda normal dışı değerler saptanmış kişilerin daha sık, doktorlarının önereceği programa gör tansiyon ölçtürmesi gereklidir. Tansiyonun doğru ölçülebilmesi için bazı noktalara dikkat etmek gereklidir.

Kol seçimi

Tansiyonun hangi koldan ölçüleceği çok önemli değildir. Eğer sağ ve sol kol arasında ölçülen değerler arasında fark varsa yüksek değerin saptandığı kol tercih edilmedir.

Manşon (kola sarılan parça) Seçimi

Doğru bir tansiyon ölçümü için manşonun kola uyumu mutlaka gereklidir. Manşon içerisinde yer alan ve hava dolarak şişen bölümün kolun çevresinin %80′ini en az sarmalıdır. Manşon genişliği kol uzunluğunun 1/3′ü kadar olmalıdır. Normal erişkin için manşon içindeki hava dolan kısım 12 cm. eninde olmalı ve 35 cm. boyunda olmalıdır. Şişman ve kolları kaslı kişilerde ise 20 cm. eninde ve 40 cm. boyunda olmalıdır.

Çevre Koşulları

Yemek yemek veya egzersiz sonrasında yapılanacak ölçümlerde tansiyon düşük çıkabilir. Sigara, kahve gibi uyarıcı madde alan kişilerde ise tansiyon yüksek çıkabilir. Bu nedenle tansiyonu ölçülecek kişi en az 30 dakikadır tansiyonu etkileyecek faktörlerden uzak olması ve tercihen yatarak dinlenmesi gerekir.

Ölçümden önce kişi mutlaka en az 5 dakika sessiz bir odada dinlenmeli ve ölçüm sessiz bir ortamda gerçekleştirilmelidir.

Ölçüm sırasında hasta bir yere oturmalı, sırtını yaslamalıdır. Ölçüm sırasında konuşmamalı veya bir başka efor yapmamalıdır.

Manşon kalp seviyesinde duracak şekilde sarılmalıdır. Alt ucu dirsek çukurunudan 2-3 cm. kadar yukarıda olmalıdır.

Dinleme aleti olan steteskopun ucu tansiyon aletinin ucu manşonun altına sıkıştırılmamalıdır. Steteskop dirsek çukuruna yerleştirilmelidir.

Ölçüm

Tansiyon ölçmek için hava basma balonu avuç içinde sıkılır. Bazı tansiyon aletlerinde bu iş bir elektrikli pompa tarafından yapılır. Nabzın kaybolduğu basıncın 20-30 cm. üzerine kadar manşonun şişirilme işlemi sürdürülür. Daha sonra mekanik sistemlerde hava kaçırma düğmesi hafifçe açılarak basınç seviyesi 2-4 mmHg hızla indirilir. Steteskoptan ilk nabız benzeri ses duyulduğunda bu değer okunur ve büyük tansiyon (sistolik basınç) değerini gösterir. Basınç azalmaya devam ederken seslerin şiddeti de önce artar sonra azalmaya başlar ve bir noktada duyulmaz hale gelir. Korotkoff sesi ismi verilen bu seslerin bittiği değer okunur, bu değer küçük tansiyon (diastolik basınç) değerini gösterir.


Kalp Ağrısı

Category: Kalp Ağrısı
Date published: Şubat 9th, 2008

Kalp üzerinde hissedilen ağrıya tıp dilinde prekardiyal ağrı denir. Kalp ağrısı nefes darlığı ve şok ile görülürse; enfarktüs krizinden şüphe edilir. Bu gibi durumlarda hastayı fazla hareket ettirmemek, istirahat etmesini sağlamak ve doktora başvurmak gerekir. Kalbin ön kısmında devamlı olarak ağrı varsa; nedeni psikolojik olabilir.


Damar Sertliği

Category: Damar Sertliği
Date published: Şubat 9th, 2008

Damar Sertliği nedir?

Damar sertliği, damar iç duvarının kalınlaşması ile oluşan bir damar hastalığıdır. Atardamarlar,vücudun canlılığını devam ettirmesi için şart olan kanı organlara taşırlar. Atardamarların 3 tabakası vardır. Bazı faktörlerin etkisiyle en içteki tabaka tahrip olur ve bu tahrip olan bölgeye kandaki kolesterol,pıhtılaşma faktörleri…vs maddeler birikmeye başlar. Kolesterolün damar duvarında birikmesi ile damar iç hacmi daralır ve kan geçişi azalır. Bunun yanı sıra, damar duvarından kopan parçalar vücudun başka bölgelerinde daha küçük damarların tıkanmasına yol açabilir.

Damar Sertliği hangi organları etkiler?

Damar sertliği, sadece kalp damarlarını değil, beyin, böbrek ve çevre damarlarını da ilgilendirir.

Damar Sertliği Nedenleri:

Aşırı alkol
Şişmanlık
Damla (gut) hastalığı
Şeker hastalığı
Frengi
Yanlış beslenme
Sinir bozuklukları

Damar Sertliği Belirtileri:

Belirtiler başlangıçta hafiftir, zira bu hastalık yavaş ve uzun sürede meydana gelir.
Bedensel ve ruhsal çalışma gücünde azalma
Gündüzleri bile uyuma ve uyuklama
Zayıflık ve solgunluk
Hafıza zayıflığı
Çabuk yorulma ve kalp çarpıntısı
Sık idrara çıkma

Damar sertliği nelere sebep olabilir ?

Damar sertliği, sadece kalp damarlarını değil, beyin böbrek ve çevre damarlarını da ilgilendirir.
-Enfarktüs vakalarının hemen hemen tamamında ölüm sebebi, damar sertliğidir.
-Şeker hastalığında % 50 ölüm sebebi damar sertliğidir.
-Beyin trombozu, yani beyne giden kan damarlarının pıhtı veya kolesterol plakları oluşarak tıkanmasının sebebi damar sertliğidir.
-Beyin kanamasının başlıca nedeni damar sertliğidir.
-Bacak kangrenlerinin büyük bir bölümünde sebep damar sertliğidir.

Hastalığın tedavisi:

Geleneksel tıp arterio sklerozun nedenleri bilinmediğinden, bu hastalığa has özel bir tedavi yöntemi uygulamıyor.
-Hastaya belirli bir beslenme programı izlemeleri öneriliyor.
Aşırı yağlı besinlerden uzak durulması gerekiyor. Çünkü yağların damar sertliği oluşumundaki etkisi çok fazla.
-Damar sertliği teşhisi konan kimse, perhiz yapmalı, alkol ve sigara gibi keyif verici maddeleri bırakmalı, özellikle margarin yağları, yumurta, hatta tereyağı ve benzeri yağlı yiyecekleri terk etmeli, tuzu da azaltmalıdır.
-Ayak damarlarında meydana gelebilecek herhangi bir hastalığı önlemek için de dar ayakkabı giymekten kaçınmalıdır.
-Bol kükürt ihtiva eden sarımsak, soğan, turp vb. yenmelidir.
-Zeytin yaprağı, zerdeçal, enginar yaprağı, servi tohumu, limon, elma iyi gelmektedir.
 


araba resimleri / sehir resimleri / futbolcu resimleri / resimler / güvercin resimleri /